ABD birliklerinin Irak’tan çekilme adımları ve Washington’ın küresel ölçekte attığı adımlar, ilk bakışta yirmi yıllık bir askeri yorgunluk gibi görülebilir. Ancak resmi biraz daha geriden okuduğumuzda, karşımıza küresel gücün yön değiştirdiği çok daha büyük bir jeopolitik kurgu çıkıyor. Washington; enerjisini, donanmasını ve finansal bütçesini Asya-Pasifik eksenine, yani insanlık için asıl varoluşsal tehdit olarak gördüğü Çin’i çevrelemeye kaydırıyor.

Monroe Doktrini 2.0: Batı Yarımküre’ye Çekilme
Washington yönetimi, uzun yıllar sonra kendi “arka bahçesine” dönüyor. Enerji bağımsızlığını kazanan, kritik teknolojileri ve çip üretimini kendi kıtasına çeken ABD; Grönland’dan Latin Amerika’ya kadar Batı Yarımküre’yi aşılmaz bir güvenlik kalesine dönüştürme derdinde.
Bu stratejinin en büyük faturası ise Avrupa’ya kesiliyor. Ukrayna savaşıyla Rusya’yı uzun yıllar toparlanamayacağı bir bataklığa çeken ABD, Avrupa Birliği’ni kendi güvenlik harcamaları ve savaşı finanse etme yüküyle baş başa bırakarak kademeli olarak sahadan çekiliyor.

BRICS İçindeki Çatlak: Hindistan ve Çin Rekabeti
Batı’nın küresel hegemonyaya karşı yükselen BRICS bloğunu askerî olarak tek bir hamlede dağıtması imkansız. Ancak ABD ve müttefikleri, BRICS’i ekonomik ve stratejik fay hatlarından bölme yolunu seçiyor.
Ukrayna savaşı sonrası Çin’in “küçük ortağı” konumuna düşen ve büyük güç olma vasfını yitiren Rusya, Pekin’e bağımlı hale geldi. Diğer yanda ise Afrika’da ve Asya’da Çin ile amansız bir rekabete giren Hindistan yer alıyor. Hindistan’ı kontrol altında tutmak ve BRICS içerisindeki dayanışmayı kırmak adına Batı, küresel ticaret hatlarını yeniden dizayn ediyor.

Orta Doğu’da “Sorunsuzluk” Kurgusu ve Mekke İttifakı
ABD’nin Orta Doğu’dan çekilme isteği, bölgeyi bir yangın yeri olarak bırakmaktan ziyade; doğrudan müdahale gerektirmeyen “kendi kendini idare eden” bir bölgesel denge kurma çabasıdır.
İşte tam bu noktada Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ekseninde şekillenen Mekke İttifakı, masadaki dengeleri baştan aşağı değiştiriyor. Ankara’nın askeri-istihbari gücü, Suudi Arabistan’ın sermayesi ve Pakistan’ın nükleer/askeri caydırıcılığı; hem bölgedeki güç boşluğunu dolduruyor hem de Hindistan ve Çin’in bölgedeki tek taraflı nüfuz alanlarını sınırlıyor. İsrail ve Türkiye arasındaki örtülü alan mücadelesi ise ABD sonrası sahanın ana sınırlarını çizecek gibi görünüyor.

Asıl Cephe: Çin’e Karşı Pasifik Kuşatması
Günün sonunda ABD; Orta Doğu’da bölgesel aktörlere alan açarak, Avrupa’ya güvenlik faturasını devrederek ve Rusya’yı Ukrayna’da yıpratarak topladığı tüm gücü tek bir noktaya yığıyor: Pasifik.
Japonya’dan Güney Kore’ye, Filipinler’den Guam’a kadar uzanan hatta Amerikan bayraklı askeri üsler, kırmızı renkle haritada belirginleşen Çin’i adım adım kuşatıyor. 21. yüzyılın en büyük küresel çatışma alanı Orta Doğu veya Doğu Avrupa değil; Pasifik’teki bu devasa güç savaşı olacak.
Bir yanıt yazın