Doğu Akdeniz’de bölgesel krizler ve askeri gerilimler tırmanırken, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) sınırları içerisinde sessiz ama derin bir dönüşüm yaşanıyor. Tel Aviv’in Gazze ve İran’a yönelik askeri operasyonlarının ardından çok sayıda İsrail vatandaşının Kıbrıs’ın güneyine göç etmesi ve buraya yerleşmesi, Rum iç siyasetinde ve basınında en çok tartışılan konulardan biri haline geldi.
​ Yunanistan merkezli ve GKRY’de de geniş bir okuyucu kitlesine sahip Kathimerini gazetesinde Thanasis Photiou tarafından kaleme alınan “İsrail varlığının giderek artan etkisi” başlıklı makale, Rum kamuoyunda giderek yayılan huzursuzluğu ve yönetim üzerindeki baskıyı net bir şekilde ortaya koyuyor.

​Hükümete “Ayrıcalık” ve “Usulsüzlük” Eleştirileri

​Rum basınında çıkan analizlerde, Nikos Hristodulidis liderliğindeki GKRY hükümetinin İsrailli yerleşimci ve yatırımcılara karşı sergilediği tutum sert sözlerle eleştiriliyor. Yönetimin; izinsiz inşaatlar, özel okul açma izinleri ve ibadet yerlerinin tesis edilmesi süreçlerinde İsraillilere yönelik esnek davrandığı ve idari kuralları esnettiği öne sürülüyor.

Gazetedeki değerlendirmelere göre, devletin tüm vatandaşlara ve yabancılara eşit muamele sağlama sorumluluğu bulunuyor. Hükümetin İsrailli gruplara tanıdığı öne sürülen bu ayrıcalıklar, basit idari usulsüzlüklerin ötesine geçerek kamuoyunda ciddi bir adalet ve güven sorgulamasına yol açıyor.

Stratejik Ortaklık Uğruna “Her Şey Mubah” Yaklaşımı

Lefkoşa ile Tel Aviv yönetimleri arasında son yıllarda ivme kazanan stratejik ve güvenlik odaklı yakınlaşma, toplumsal tabanda karşılık bulmakta zorlanıyor. Analizde, iki hükümet arasındaki stratejik ortaklığın korunması adına idari ihlallere göz yumulmasının büyük bir risk taşıdığı vurgulanıyor.

Rum toplumunda, devlet yetkililerinin yatırımcının büyüklüğüne veya kökenine göre kural değiştirmesinin kabul edilemez olduğu ifade ediliyor. Eğer halk, Hristodulidis hükümetinin stratejik ilişkiler uğruna “her şey mubahtır” mantığıyla hareket ettiğine inanmaya devam ederse, bu durumun iki ülke arasındaki ilişkilere uzun vadede tam tersi yönde, iki kat daha fazla zarar vereceği uyarısı yapılıyor.

Mülk Satışları ve “Yumuşak Sömürgeleştirme” Kaygısı

GKRY’deki huzursuzluğun en somutlaştığı alan ise hızlı gayrimenkul ve arazi alımları. Medya ve kamuoyunun gündeminden düşmeyen “Ne kadar toprak el değiştiriyor?”, “Hangi kritik ve stratejik bölgeler satılıyor?” soruları, konunun toplumsal boyutunu gözler önüne seriyor.

Eskiden sadece marjinal veya kısıtlı bir kesim tarafından dile getirilen endişelerin artık toplumun geniş kesimlerine yayıldığı görülüyor. Kamuoyunda bu durum basit bir mülk edinimi olarak değil; bir “İsrail sızması” ve adanın güneyine dönük bir “yumuşak sömürgeleştirme” adımı olarak tanımlanmaya başlandı.

Açık Ekonomi mi, Savunmasız Devlet mi?

İsrailli yatırımcıların ve sermayenin GKRY ekonomisine sunduğu katkılar yadsınmamakla birlikte, mevcut gidişatın sürdürülemez olduğu dile getiriliyor. Rum tarafında basının ve analistlerin ortaklaştığı temel nokta; sermaye ve yabancı yatırıma ihtiyaç duyan bir ülkenin “açık bir ekonomi” olabileceği, ancak bu durumun “savunmasız bir devlet” haline gelmeyi veya yasaların kişiye göre esnetilmesini haklı çıkaramayacağıdır.

Bölgedeki çatışmalı ortam devam ettiği sürece, Tel Aviv-Lefkoşa hattındaki bu iç dinamikler ve toplumsal rahatsızlık Doğu Akdeniz’in en dikkat çekici başlıklarından biri olmaya devam edecek.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir